Anasayfa | Başkanın Mesajı | Dernek Tüzüğü | İletişim | Üyelik-Bağış | Yönetim Kurulu | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | Bültenler | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Filizkoparan fırtınası ve önemsiz işler

Okunma  Yazar : Seyir Defteri
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 619
Tarih  Tarih : 28 Eylül 2009 18:47

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto


Filizkoparan(*)  fırtınası ve önemsiz işler

 

Nisan yağmurları kırlangıçları getirdi. Fırtınanın sırtında, eski yuvalarına kadar geldiler çatal kuyruklu, yorgun kırlangıçlar. Onlar yuvalarını onarırken Haziran geliverdi. Uzun bir kıştan sonra ilk kez iliklerimize kadar ısındık. Bu rehavetle tam da yaz havasına girecektik ki Haziran’ın ilk fırtınası, kışı atlatmış filizleri koparmaya niyetlenmiş, bulutlarını haberci göndermeye başlamıştı.

 

Lodos, baskın yapan akıncılar gibi doludizgin geldi güneybatıdan. Önüne kattığı kara bulutları Ege kıyılarına sürdüğünde, yeni filizlenmiş binbir nebat, büyük sınav için titreyerek bekleşiyordu. Her yaşam, zorlu bir başlangıç ve uğraş gerektiriyordu. Dalına sıkı tutunan hayatta kalacaktı.

 

Bense, bütün gece uğuldayan lodosun uyuşturucu havasına rağmen uyuyamamış, sabaha karşı ara veren rüzgarın fısıltısıyla nihayet uykuya dalmıştım. Sabah, Elçin'in hoşcakal öpücüğünü hayal meyal hatırlıyorum. Dalmışım...

 

Gözlerimi tekrar açtığımda, kapkara bir bulut kümesinin körfezin ortalarına doğru alçalarak sokulduğunu ve taşıdığı bereketi şimşek gösterileriyle denize bıraktığını gördüm. Ablamdan yatağımın başucunu yükseltmesini istedim. Böylece; solumda, körfezin karşı kıyısında sığ bataklıklardan, sağımda, Özdilek'in ucube binasına dek görebiliyordum.

 

Aslında manzara çok da çekici değildi. Gökyüzü giderek kararmakta;  martılar, apartmanların çatılarında kuytu köşeler aramaktaydı.

 

Bu manzaranın iç karartıcı rehavetine kapılmadan, bir an önce tekerlekli sandalyeme geçmeyi düşünüyordum. Ayrıca bu günün bir başka önemi vardı. Büyük patronun emriyle tuvalet işini halletmeliydim. Zira kendisi kaprisli ve acımasızdır... Asıl güzellik, ondan sonraki sıcak duş ve sinekkaydı bir traş sonrasında güne başlamaktı. Kısacası gündelik, sıradan, önemsiz işler…

 

Tabii ki herşey düşünmekle bitmiyordu. Ben bu planları yaparken Murphy kanunları da fırsat kolluyordu. Murphy der ki "daima en kötüsü olur" Evet, en kötüsü oldu ve gök gürültüsünden hemen sonra elektrik kesildi. Güç kaynağının sinyal sesi ile irkildim. Yoğun bakımda yattığım günlerden beri bu tür uyarı sinyalleri sinirimi bozar. Ama sinirimi bozan tek şey bu ses değildi. Elektrik kesintisi demek, hayatın durması demekti. Ventilatör bir yana, su, banya, tuvalet, bunlar olmazsa hayat da dururdu benim için.

 

Yattığım yerden manzaraya bakarken buldum kendimi. Kulağımda güç kaynağının sinyal sesi, gözlerimin önünde kasvetli bir hava, aklımda elektrik kesintisinin ne kadar süreceği vardı. En son elektrik kesildiğinde güç kaynağım 3 saat idare etmişti. Üç saatin sonunda akülerim imdat sinyalini verdiğinde nasıl olduysa elektrik gelmişti. Kafamda düşünceler dallanıp budaklanıyordu. Bu kez elektrik üç saatte gelir mi? Akülerimi uzun zamandır değiştirmedim. Keşke paraya kıyıp 8 tane akü alsaydım. Ventilatör dursa da kendim 1-1.5 saat nefes alabilirim ama ya bronş sekresyonu olursa? Asansör de çalışmıyor. 112 acil servisi şimdiden arasam mı? Yoksa fazla mı vesvese yapıyorum?

 

Yok yok en iyisi akülerim idare ettiği kadar bu durumun keyfini çıkarmak belki de en iyisi.

 

Henüz penceremde yağmur yok. Bir kadın, karşı balkonda çamaşır asıyor. Bir başka apartmanın bir penceresinde uçuşan tül perde görüyorum. Bir başka balkonda bir kadın telaşla çamaşır topluyor. Bir martı süzülüp karşı çatıdaki çanak antenin arkasında kayboldu. İki serçe, birbirleriyle yarışır gibi penceremin önünden geçiyorlar. Penceremin pervazı kirlenmiş. Bir bal arısı sinekliğin tellerine tutunmaya çalışıyor. Perdemin güneşliği kıvrım yerlerinde solmuş. Havada bir beyaz naylon torba rüzgara bırakmış kendini, savruluyor  Körfezde bir yük gemisi arkasında köpükler bırakarak Izmir'e doğru yol alıyor. Kıyıya yakın bir balıkçı teknesi yedeğinde bir kayıkla pelikan fenerine doğru gidiyor. Peşindeki martıların telaşlı çığlıklarını duyar gibiyim. Güç kaynağımın sinyal sesi odamda yankılanıyor. Solunum cihazımın hava çıkışından gelen ses bana bir dalgıçın tüpünü anımsatıyor. Askeri lojmanların sahiline vuran dalgaların görüntüsü aklımdaki dalga sesleriyle bütünleşiyor. İmgeler sesleri çağrıştırıyor.

 

Yağmurlar, toprağın  beklentilerini gerçekleştirirken benim hayallerim kesintiye uğruyordu.

 

Filiz koparan fırtınasında, sağlam durmayan filizler, rüzgarın haşmetine teslim oluyordu. Sağanak yağmur, gösterisini tamamladığında, yine rüzgar kara bulutları başka bir gösteriye götürürken, mavileşen gökyüzünden süzülen güneş içimizi ısıtmaya başlıyordu.

 

Sonra ne mi oldu?

Tüm uyarı sinyalleri, sinir bozucu sesler sustu, çünkü artık elektrik konuşuyordu....

 


 

(*) 3 Haziran’da başlayan, 3 gün süren fırtına



ALPER KAYA
ALS Hastası
alper@als.org.tr

Haziran 09
...
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Seyir Defteri Seyir Defteri
Problem çözmek ve mutluluk
ALS Derneği ALS Derneği
8-9 NİSAN EVDE BAKIM ÇALIŞTAY İZLENİMLERİ
Püf Noktası Püf Noktası
Türkçe sanal klavye programı (Ücretsiz)

SON DAKİKA HABERLERİ

ANKET

ALS hastası ile hangi iletişim yöntemini kullanıyorsunuz?












Tüm Anketler

Sitemizde yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi